MİLLİ TAKIMIMIZIN SAVUNMASI/CEM AKDAĞ
İyi savunma yapabilmek için oyuncularınızın çok yetenekli olmasına gerek yoktur, çok çalışmak, yoğunlaşmak ve arzulu olmak yeterlidir.
Avrupa Şampiyonası’nda boy gösteren milli takım oyuncularımızın Dünya Şampiyonası’nda aldıkları dereceyi savunma performanslarına bağlamaları ve şampiyonanın ilk maçlarında yaptıkları başarılı savunma bizleri ümitlendiriyor.
DÖRT NUMARANIN ÖNEMİ
Ancak unutulmaması gereken bir konu var, turnuva öncesi oynadığımız hazırlık maçlarında özellikle dört numara pozisyonundaki oyuncularımızın zaman zaman savunmada yetersiz kaldıklarını gördük. Geçmişte bu eksiklerimizi bir şekilde Kerem Gönlüm ve Semih Erden gibi hareketli oyuncular ile kapatırken, bu turnuvada maalesef bu oyuncularımızdan yararlanma fırsatını bulamayacağız.
İlk bakışta bu kadar çok dört numara pozisyonunu oynayabilecek oyuncumuz varken Kerem ve Semih’in olmaması çok da önemli değil diye düşünebilirsiniz. Ancak şu anda aynı pozisyonu oynayan oyuncularımızın özelliklerini ve son oynadığımız maçlarda rakiplerinin hücum performanslarını düşündüğümüzde, henüz dışarıdan şut tehdidi olan güçlü uzun oyunculara karşı oynamadık.
MOMENTUMU ELE GEÇİRMEK
Bununla birlikte daha önceki turnuvalarda tempoyu ele geçirmek için uyguladığımız, baskılı 2-1-2 zone savunma ve tam sahada rakip kısalara yaptığımız sıkıştırmalarda, Kerem ve Semih’ten aldığımız katkıları hatırladıkça bu oyuncuların savunmamız için ne kadar değerli oldukları ortaya çıkıyor.
EMİR VE ENES
Dikkat edilmesi gereken diğer bir konuda takımımıza yeni katılan oyunculardan Emir’in hazırlık maçlarında savunmaya yeteri kadar yoğunlaşmamasıydı, hepimizin bildiği hücum özellikleri ile ön planda olan bu oyuncumuzun zaman zaman dört numara pozisyonunda oynayacağını düşünürsek, savunmada biraz daha çaba harcaması gerekiyor. Yine kadroya yeni katılan Enes’in hazırlık maçlarında çok gayretli olmasına rağmen savunmada bazı önemli pozisyon hataları yapması dikkat çekiciydi.
ZOR KAZANILIR ZOR KAYBEDİLİR
Orhun Ene bu iki önemli eksiğe ve yeni gelen oyuncuların adaptasyon sorununa rağmen, turnuvanın ilk iki maçında, özellikle bu takımın kimyasına uygun bir savunma anlayışı yerleştirmeyi başardı. Hiç istemeyiz ancak olası bir mağlubiyette bile, oyuncuların tırnaklarıyla kazıyarak elde ettikleri “savunmacı takım” unvanı kolay kolay kaybolmayacak ve sonraki maçlarda dayanacağımız en büyük güç olacaktır.
Şu anda savunma için her şeyden daha önemli ve bizde fazlasıyla mevcut olan “moral faktörü” tüm bu sorunları kendiliğinden ortadan kaldırabilir. Belki de yıllardan beri “bir ekolümüz neden yok*” sorusunun cevabını turnuva sonunda bu milli takımımız verecektir.
Cem AKDAĞ

