ETTORE MESSİNA'DAN ÖZEL RÖPORTAJ
Euroleague tarihinin en değerli antrenörlerinden biri olan Ettore Messina, bu sezon başında Los Angeles Lakers’ta Mike Brown’ın yardımcılığını yapmaya başladı. Los Angeles Lakers’ın resmi internet sitesinde İtalyan koçla yapılan özel bir röportaj yayınlandı. İşte Mike Trudell’ın yaptığı ve Lakers.com internet sitesinde yayınlanan röportajın Türkçe çevirisi:
Avrupa’nın en iyi liglerinde uzun yıllar başarılı bir şekilde görev yaptıktan sonra, NBA’e gelme kararını vermenizi ne sağladı?
Birincisi Lakers organizasyonuydu, ikincisi de Mike Brown. Ona çok saygı duyuyorum, çalışma şeklini seviyorum. Genelde sadece basketbol olarak değil, hayatım açısından önemli bir fırsat olduğunu da düşündüm. Avrupa’da yaklaşık 22 yıldır antrenörlük yapıyorum ve geçmişte yaptığım şeyleri tekrarlamaktan uzaklaşabilmek; yeni şeyler öğrenip kendimi geliştirebilmek için önemli bir adım olacağını düşündüm. Her şeyin farklı şekilde yapıldığını da görmek NBA’de de kalsam, Avrupa’ya da dönsem beni daha iyi bir antrenör yapacak.
İtalya’daki basketbol maceranız nasıldı?
Venedik’te büyüdüm. Orada basketbol oynadım ve antrenörlüğe başladım. Sonrasında yakında bir şehre taşındım ve İtalya’nın büyük takımlarından biri olan Virtus Bologna bana ilk büyük fırsatımı verdi. Yardımcı antrenörlük ve altyapı takımlarının antrenörlüğünü teklif ettiler.

İtalya, Rusya ve İspanya’da şampiyonluklar kazandınız. Avrupa ve Amerika basketbolu arasındaki farkı kısaca anlatabilir misiniz?
Avrupa basketbolu Amerika’daki NCAA ve NBA basketbolunun arasında bir yerde. NCAA sezonundaki heyecan ve dramaya sahip, çünkü küme düşme uygulaması olduğundan her maçın büyük önemi var.
Anlamayanlar için küme düşme uygulamasını açıklar mısınız?Futboldaki gibi altta bitirenler bir alt lige giderken; bir alt ligde yer alan başarılı takımlar üste mi çıkıyor?
Kesinlikle. Bu da oyuncu ve antrenörlerin üzerinde büyük bir baskı oluşturuyor. Tabii bir de yarattığı ortam var. Avrupa liglerinde yıllarca basketbol oynamış tecrübeli adamlar var. Onlar basketbolun nasıl oynanacağını çok iyi biliyorlar. Şunu söyleyebilirim; bence Euroleague NBA’den sonra dünyanın en iyi ikinci ligi.
Kendinizle ilgili konuşmayı sevmezsiniz ancak Avrupa’da bu kadar başarılı olmanızın sebebini öğrenmek istiyoruz. Sizi etkileyen insanlar kimlerdi?
Benim en büyük şansım büyük koçlara yardımcı antrenörlük yapmamdı. Bende en büyük etkiyi bırakan isim Alessandro Gamba’dır. Kendisi basketbolun Şöhretler Müzesi’nde yer alıyor zaten. Uzun yıllar İtalya Milli Takımı’nı çalıştırmıştı. Tabii ki uzun yıllar İtalya’da çalışan Amerikalı koç Dan Peterson’dan da çok şey öğrendim. Ayrıca eskiden NBA’de çalışmış Bob Hill’in yardımcılığını yaptım. Ayrıca çok önemli fırsatlarımd a oldu. Mesela efsane isim Dean Smith’ten çok şey öğrendim. İtalya’ya bir basketbol kliniğine gelmişti ve ben onun tercümanı olmuştum. ABD’de onu, Hubie Brown ve Gregg Popovich gibi antrenörleri ziyaret ettim. 1996’da İtalya Milli Takımı’nı çalışyırdığım dönemde bir hafta boyunca Chicago Bulls antrenmanlarına gidip Phil Jackson’ın yanında olma fırsatı bulmuştum. İlginçti.
1990’larda Avrupa’da genç oyuncu olan birçokları için Barcelona’daki 1992 Olimpiyat Oyunları’nın önemi büyük. Çünkü Rüya Takım ilk kez orada sahne aldı. Şimdi NBA’de ABD dışından gelen toplam 74 oyuncu var. Bir dönem sadece Drazen Petrovic ve Vlade Divac gibi birkaç ismin olduğunu düşünürsek çok büyük bir artış bu.
Evet, 1992’nin önemi büyük. Ancak bir adım geriye gidip 88’de Rusya’nın kazandığı altın madalyaya dönmek gerektiğini düşünüyorum. Eğer ABD, Seoul’deki olimpiyat oyunlarında kaybetmeseydi, Barcelona’ya en iyi takımı getirmeyeceklerdi. Tüm o yıldızlar, oynadıkları basketbol... Basketbol için unutulmaz bir andı.
Pau Gasol’e sorarsanız, olimpiyat esnasında Barcelona sokaklarında oynayan 12 yaşında sıska bir çocukken, Michael Jordan ve Magic Johnson’ı izlemenin oyuncu gelişiminde büyük katkısı olduğunu söyler.
Tabii ki, kesinlikle. Televizyonda ve bilgisayar oyunlarında dünyanın en büyük yıldızlarını görmek, çocukların hayal kurmasını sağlıyor. Sonrasında salona giriyorlar ve daha çok çalışıp daha iyi hale gelmek istiyorlar. Esas hedef bir gün mükemmel bir oyuncu olmak. Antrenör olarak çalıştığım tüm çocukları düşünüyorum da... Manu Ginobili, Andrea Bargnani, Rasho Nesteroviç... Hepsi hem iyi hem de gelişimlerini sürdürmek için çalışmasını sürdürecek kadar akıllı oyunculardı. Şimdiki Avrupalı basketbolcular birilerinin onları izlediğini biliyor. Eğer yeteri kadar iyilerse ve kendilerini gelişirlerse NBA şansına sahipler. Bu da yeni nesil genç oyuncuların motive olmasını sağlıyor.
Biraz daha Gasol ile ilgili konuşmak istiyorum. İlginç bir hikâyesi var. Hastanede çalışan bir ailenin çocuğu. Annesi doktor, babası hemşire. Kendisi de doktor olmak istemiş ve hatta sağlık okuluna gitmiş. Ancak basketbolda o kadar yetenekliymiş ki spora konsantre olmuş ve şu anda dünyanın en iyi 10 basketbolcusundan biri.
Pau’yu uzun yıllar Avrupa basketbolunu domine ettiği dönemde izledim. Sanırım sadece Arvydas Sabonis bu kadar etkiliydi. O da başka yeteneklerle ve başka şekilde hakimiyet kurmuştu basketbola. İlk zamanlarında bile harika bir oyuncuydu Pau. Los Angeles’a gelene kadar onunla hiç tanışmamıştım ancak saha içi ve dışında kendisini nasıl idare ettiğini bildiğim için Gasol’e saygım çok büyük. Bence Pau ABD dışındaki en komple basketbolcu. Hem pota altından, hem dışarıdan oynayabiliyor. Sadece şutundan değil, dışarıya çıkıp verdiği paslardan, verdiği doğru kararlardan da çok etkileniyorum. Pau komple bir oyuncu.
Çok etkileyici. Biraz da Kobe Bryant’ten bahsedelim. Babası eski basketbolcu Joe “JellyBean” Bryant ile uzun yıllar İtalya’da yaşadı. O günlerden bir şey hatırlıyor musunuz?
İtalya’da oynayan Amerikalı bir basketbolcunun yetenekli çocuğu hakkında belirli belirsiz bir şeyler hatırlıyorum, çünkü Kobe’nin babasına karşı takım çalıştırdım. O zaman insanların dikkati onu şaşkına çevirmemişti. Şu anda geldiği nokta, İtalya’da büyümesi ve İtalyanca konuşması, NBA’i İtalya’da temsil etmesini sağlıyor. İtalya’da NBA konuşulduğunda herkes Kobe’yi ve Lakers’ı düşünüyor. Tabii ki üç İtalyan basketbolcunun varlığı basketbolu ülkemde çok daha geliştirdi.
Sizce Kobe’nin oyuncu özelliklerinden hangisi daha öne çıkıyor?
Kobe’nin yaptığı işleri yapmış bir oyuncu hakkında nasıl bir yorum yapabilirsiniz ki? Şampiyonluklar, bireysel ödüller, olimpiyat madalyaları... Her şeyi kazanmış. Sadece saygı duyarsınız. Onunla bir sezon geçirmeyi merakla bekliyorum, umarım ona ve takıma yardımcı olabilirim.
Gasol ve Bryant’in varlığı bu işi kabul etmenizde ne kadar etkendi?
Belki olmuştur, ancak ben farklı şejilde düşünüyorum. Ben onları burada söylendiği gibi “uluslararası oyuncu” olarak değil, NBA oyuncuları olarak görüyorum. Bu zorlu sezonu geçebilme yetenekleri... Kendilerinden bu kadar çok talepkâr olmaları... Yani bu oyuncularla ilgili birçok merakım var. Ancak bunu Pau ya da Derek Fisher ya da genç oyunculardan birinin özelinde düşünmedim.
Her şeyden önce Mike Brown sizin basketboldaki keskin zekânızı fark edip burada olmanızı istediği. Brown ayrıca başka ufak detaylardan da bahsetti. Alan savunması yapmak ya da alan savunmasına karşı hücum etmek bunların bazıları. Fikirlerinizi başka hangi konularda paylaşabilirsiniz?
Avrupa’da tüm iyi takımlar alan savunmasını çok az kullanır, çünkü bizim çok iyi şutörlerimiz ve pasörlerimiz var. Mike Avrupa’da iyi yapmaya çalıştığımız şeylere atıfta bulunmuş olabilir. Spacing, pas ve iç-dış oyun arasındaki dengeden bahsediyorum. Bence Mike’ın Avrupa basketboluyla ilgili sevdiği şeyler bunlar. Ortak bir noktamız var ve umarım Lakers’ta birçok şey öğrenirken takıma bu konularda yardımcı olabilirim.
Biraz konuyu değiştirelim. “Evim” dediğiniz yer neresi?
“Hadi eve gidelim” dediğimde Bologna’dan bahsediyorum. Ancak lokavt zamanında sezon takvimiyle ilgili büyük belirsizlikler olduğu için Madrid’de kalmayı tercih ettim. Çünkü yedi yaşında bir oğlum var ve okuluna orada devam ediyor. Ayrıca Venedik’te üniversite okuyan 24 yaşında bir kızım var. Oğlum üç ay boyunca bir değişim programında yer alacak, yani sezonun büyük çoğunluğunu benle geçirecek. Yani kısa sezonun en güzel kısmı bu oldu. Ben ve eşim plaja yakın bir yerde yaşayacağımız için heyecanlıyız, çünkü daha önce hiç bunu yaşamamıştık. Ben dört sene Moskova’da yaşadım. Genelde çok iyi bir yer ama inanılmaz soğuk!
O kadar çok yer dolaştınız ki, Los Angeles’a gelince hiç kültür şoku yaşamamış olmalısınız.
Kesinlikle. Bu benim için bir problem değil. Amerikalılar için seyahat edip diğer ülkelerde çalışmak çok alışılagelmiş ve kolay bir durum değil. Ancak bizim için durum daha farklı. Buraya gelip Amerikan anlayışını ve yaşam standardını kopyalamak daha kolay. Ben ülke dışına çıkan Amerikalı basketbolcuları da anlıyorum. İtalya ya da İspanya’da yaşamak kolay değil. Mesela Madrid’de akşam dokuz buçuktan önce yemek yiyemezsiniz. Bu şok edici bir durum. Bizim için adapte olmak daha kolay.
Bu Avrupalılara oranla Amerikalıların ne kadar az seyahat ettiğini ve bazı kültürel bariyerlerin ne kadar fazla olduğunu gösteriyor. Evet, katılıyorum.
Gerçekçi olmamız gerekiyor. Hâlâ New York ya da Los Angeles’a gitmemiş birçok Amerikalı var. Onlar için New York’a gitmek bile bir şok unsuruyken, Avrupa’ya gitmek nasıl olmasın?
Biraz da futboldan bahsedelim. Hangi takımlısınız?
Milan.
Milan Şampiyonlar Ligi grubunu benim takımım Barcelona’nın ardından ikinci bitirdi.
Önemli değil, gruptan çıktık sonuçta. Tüm sezona bakmak lazım.
Futbol ve basketbol arasında bazı benzerlikler var. Phil Jackson oyunun akışındaki birçok benzerliği futboldan adapte ettiğini söyledi. Tabii ki 45 dakikalık devreler çok daha farklı. Siz bu karşılaştırmayı yapar mısınız?
Futbolda takımlar çok fazla alan savunması yapıyor. Bu basketboldaki adam adama savunmaya eşdeğer. Futboldaki alan savunmasında oyuncuya özel bir bölgenin sorumluluğunu veriyorsunuz, ancak topu başka oyuncularla daha çok paylaşmak zorundasınız. Ayrıca oyuncular birbirleriyle daha çok yer değiştirebilir. Futbolda alan savunması konsepti hem hücumda hem savunmada işe yarıyor, çünkü yarı sahayı geçince zaten bazı alanları kontrol edebiliyorsunuz. Sonra da değiştiriyorsunuz. Topu driplingle ya da pas yaparak taşıyabilirsiniz. Tıpkı basketboldaki gibi iyi takımlar topu pasla taşırlar, driplingle değil.

Adam Morrison, Jordan Farmar ve Lamar Odom gibi oyuncular bilgisayarda FIFA futbolu oynarlardı. Uçakta bile büyük tutkuydu bu onlar için. Siz onların yerini alabilir misiniz?
Öyle mi? Bakalım, çok deplasmanımız var.
Milan tabii ki çok büyük bir kulüp, muhteşem tesisleri olduğuna eminim. Ancak sizin antrenörlük yaptığınız takımlara bakarsak, örneğin Real Madrid’in tesisleriyle Los Angeles Lakers’ın tesisleriyle arasındaki farkı anlatır mısınız?
Burası basketbol için bir numara. Ancak Madrid’e gidip futbol takımının tesislerini gezerseniz çok güzel olduğunu görürsünüz. Son 10-15 yılda işlerin daha da iyiye gittiğini söylüyorlar. Daha çok yardımcı, fizyoterapist ve özel kondisyonerlerimiz var. Büyük Avrupa takımları çok yol aldılar ancak NBA ile kıyaslanamaz bile.
Lakers’taki görevinizde en çok ilginizi çeken şey ne oldu?
Detaylara verilen önem. Burada herkes büyük profesyonel. Herkes işine konsantre olmuş durumda. İşimi yapabilmek için antrenör kadrosundaki birlikteliğe çok ihtiyacım var. Bu benim için çok önemli. Lakers’taki çalışma arkadaşlarımla olmaktan mutluyum. Ancak bizim olaylara bakış açımız, denememiz, detaylara verdiğimiz önem, öğreticiliğimiz ve terminolojiyi kullanma şeklimiz beni motive ediyor.
Dengenin çok önemli olduğunu söylediniz. Bunu biraz daha açabilir misiniz?
Bence Mike takıma dengeli basketbol oynatmanın yolunu bulmuş. Hangi sistemi oynarsanız oynayın, ister üçgen olsun ister post-up oyunu... Bir dengeye sahip olmanız gerekiyor. Bir parçası olsa bile yetmez. Topu ters tarafa çevirmek, sert savunma yapmak, birliktelik gibi şeyler önemlidir. Eğer topu paylaşırsanız, savunmada birbirinize yardım ederseniz ve yetenekliyseniz? Her zaman şampiyonluk adayı olursunuz. Bence Mike bunu arıyor ve bulacağımıza da eminim.

