Röportajlar:
O Yaşayan Bir Efsane: Mehmet Baturalp

Mehmet Baturalp’i kısaca tanıyabilir miyiz?

1936’da Tophane’de doğdum. Henüz 6 yaşındayken babamı kaybettim. İlkokul 3. sınıfta yetim çocuklara eğitim veren Darüşşafaka’nın sınavını kazandım. İlkokul 4. sınıftan itibaren liseyi bitirene kadar da Darüşşafaka’da eğitim-öğretim hayatımı sürdürdüm. Darüşşafaka bize açtığı sıcak kucakla okumamızı, yememizi, içmemizi, giymemizi, yatmamızı, kalkmamızı kısacası her şeyimizi sağladı. Bugün buralara kadar gelmemde en büyük neden Darüşşafaka’nın varlığıdır. Sporla da tanışmam yine Darüşşafaka sayesinde olmuştur.

Basketbolla tanışmanız nasıl gerçekleşti?

Ben aslında basketboldan önce futbola meraklıydım ve oldukça da iyi bir futbolcuydum. Okul futbol takımında forma giyiyordum. Ancak ortaokuldayken yine bir başka Darüşşafakalı olan Yalçn Granit ağabeyimizin basketbolda elde ettiği başarılar bir anda Daçka’da basketbolu gündeme getirdi ve basketbol popüler bir hal almaya başladı. Ben de basketbolla bu sayede tanıştım. Darüşşafaka’da yatılı okuduğumuz için derslerin haricindeki boş zamanlarda yapılacak tek şey spor. Futbol haricinde voleybol da oynuyordum. Sonra bu iki spora basketbolu da ekledim. Ortaokuldayken üç sporda da okul takımındaydım. Voleybol ve basketbolda İstanbul şampiyonu olan kadrolarda yer aldım.

Liseye adım attığım dönemlerde Darüşşafaka Spor Kulübü kurulmuştu. Ben de hem lise takımında hem de Darüşşafaka Kulübü takımında oynamaya başladım. Tabii basketbolu kulüp takımından oynamaya başlamamla birlikte basketbolda bir adım öne geçtim, oyunumu sürekli ilerletmeye başladım. Rahmetli Nedret Uyguç, Şevket Taşlıca, Hüdai Budanur, Sedat Erberk gibi isimlerle tesadüfen aynı sınıftaydık ve aynı takımdaydık. Ve birlikte büyük başarılara imza attık.

Sizin Fenerbahçe’ye uzun yıllar oyuncu olarak hizmet verdiğinizi biliyoruz. Biraz o günleri anlatır mısınız?

Okulu bitirdikten sonra ise yuvadan ayrıldım ve dönemin Fenerbahçe yöneticilerinden Muhtar Sencer sayesinde bir başka yuvaya, Fenerbahçe’ye transfer oldum. Fenerbahçe’ye geldiğimde takımda kaptanımız Halis, Altan Dinçer, Yılmaz Gündüz gibi o dönemin büyük yıldızları vardı. Bu isimler de benim basketboluma yön verdiler, gelişmesine yardımcı oldular. Sacit abi’nin basketbolu bırakması ve Altan abinin Modaspor’a transferiyle ben bir anda kendimi Fenerbahçe’de takım kaptanlığı yaparken buldum. 1967’de ilk kez Türkiye Kupası düzenleniyordu ve benim kaptanlığını yaptığım Fenerbahçe kupayı kazandı. Bu arada A Milli Takım’da da yer aldım. 1957, 1959 ve 1963 yıllarında Avrupa Basketbol Şampiyonası'nda ay-yıldızlı formayla mücadele ettim, toplamda 72 kez milli oldum, 15 kez takım kaptanlığı yaptım. 1955-56 sezonu öncesinde transfer olduğum Fenerbahçe’de 1968’e kadar forma giydim ve 10 Ocak 1968 günü Fenerbahçe'nin Avrupa Kupa Galipleri Kupası'nda Fransız Kupa şampiyonu Asvel'i 68-61 yendiği maçta aktif basketbolculuk yaşamımı noktaladım. Basketbolu bırakırken bir de ilki yaşadım. Yani basketbolu zirvede bıraktım.

1960 senesinde Hava Harp Okulu’nda askerliğimi yaparken Hava Harp Okulu takımıyla da şampiyonluk sevinci yaşamıştım. Yani hem Darüşşafaka’da hem Fenerbahçe’de hem de Hava Harp Okulu’nda hem şampiyonluklar yaşadım.

Peki basketbol antrenörü olmaya nasıl karar verdiniz?

Enteresandır ben de daha Fenerbahçe’de oynarken antrenörlüğe karşı bir ilgim oluşmuştu. 1965-66 sezonunda oyuncu-antrenör olarak Fenerbahçe’de hem oynadım hem de takımın antrenörlüğünü yaptım. Antrenörlüğümü beğenmiş olacaklar ki İstanbul Teknik Üniversitesi Spor Kulübü, basketbolu bırakmamdan birkaç ay sonra beni antrenör olarak transfer etti. Tabii bunda rahmetli Profesör Gündoğdu Özgen, Profesör Raif Durak ile ENKA’nın patronlarından Şarık Tara ağabeyimizin payı çok büyüktü. Bana güvendiler ve Kemal Erdenay, Zeki Tosun, Nuri Tan, Reşat Güney rahmetli Hüseyin Alp gibi çok büyük yıldızların forma giydiği İTÜ takımını teslim ettiler. Ve bu takım benim yönetiminde tarihindeki ilk şampiyonluğunu kazandı. 1970’de bir kez daha aynı başarıyı tekrarladık ve 1. Lig şampiyonu olduk. Ertesi sene Fenerbahçe yöneticilerinin ısrarıyla Fenerbahçe’ye geri döndüm. 1971’de ligi 2. sırada tamamladık. Fenerbahçe’ye 1979’da ikinci kez geri döndüm ve 1982’ye kadar yine sarı-lacivertli takımı çalıştırdım. Ama doğrusunu söylemek gerekirse kendi kulübüm olmasına rağmen Fenerbahçe’de o dönem mutlu olamadım.

Mutsuzluğunuzun nedeni neydi peki?

Valla büyük kulüplerde antrenörlük yapmak daha zor. Ama mesela ben üç büyük kulüpte de antrenörlük yaptım. Galatasaray’da bir Fenerbahçeli olarak antrenörlük yapan bir tek ben varım zannedersem. Ancak üç büyükler içinde en rahat çalışma ortamı bulduğum kulüp Beşiktaş’tı. Özellikle Süleyman Seba abimizin döneminde hakikaten çok mutlu dönemler geçirdim.

Fenerbahçe’den sonra kariyerinizin en önemli başarılarına imza attığınız Eczacıbaşı günlerinize geçelim. Eczacıbaşı’na geçişiniz nasıl oldu?

Fenerbahçe’den ayrıldıktan birkaç sene sonra 1987’de rahmetli Şakir Eczacıbaşı beni çağırdı ve Eczacıbaşı takımının başına geçmemi istedi. Şakir Bey, yeniden yapılandıklarını ve büyük bütçelerle değili daha küçük bir bütçeyle ve gençlerden oluşan bir kadroyla lige devam etmeyi planladıklarını ve benim de bu oluşumun antrenörü olmamı düşündüğünü söyledi. “Kabul eder misin?” diye sordu. “Benim için fark etmez” dedim ve teklifini kabul ettim. O zaman işte Tamer Oyguç, Orhun Ene, Yusuf Erboy, Rüçhan Tamsöz, rahmetli “Kara” Murat Şener, Volkan Özal, Burak Bıyıktay, Serdar Susmuş, Hüseyin Şiriner, Murat Emen gibi bir çoğu henüz 20-22 yaşında olan gencecik oyunculardan bir takım oluşturduk. Bir de Larry Richard diye üniversiteden yeni mezun olmuş gencecik bir Amerikalıyı aldık. Ve bu takımla biz normal sezonu 6. sırada bitirdik. Play-Off’ta ise önce Tofaş’ı, sonra Galatasaray’ı ve finalde de Çukuruva’yı yenerek Türkiye Ligi şampiyonu olduk. Herkesin “küme düşersiniz” dediği takım şampiyonluğu kucakladı ve tüm Türkiye’yi şaşırttı. Ardından da çok güçlü bir Fenerbahçe takımını devirerek Cumhurbaşkanlığı Kupası’nı aldık. Ertesi sene 1988-89 sezonunda bir kez daha lig şampiyonu olduk. Finalde yine Çukurova’yı mağlup ettik. 1989-90 sezonu öncesinde ise transfer döneminde takımdaki genç yıldız oyuncularımızın hepsi başka takımlara transfer oldular. Elimizde tutamadık, rekabet edemedik bütçelerle. O zamanlar kendi yetiştirdiğin oyunculara sahip çıkabilmek çok zordu, şimdiki gibi değildi. Şampiyon olduktan bir sene sonra biz maalesef küme düştük. Ve sonunda da o efsane Eczacınaşı kulübü kapılarına kepenk vurmaya karar verdi ve kulüp kapandı. Çok da yazık oldu. Türk basketbolunda çok önemli bir ekoldü Eczacıbaşı ve onların basketboldan çekilmesi önemli bir darbe oldu basketbolumuza.

Eczacıbaşı’ndan sonra o dönem basketbolda önemli yatırımlar yapan Paşabahçe kulübüyle anlaştım. Paşabahçe’de de Türkiye Kupası’nı kazandım.

Hem kulüp takımlarındaki başarılarınızdan konuşuyoruz ama siz Türk Milli Takımı’nda da antrenör olarak önemli işler yaptınız. Biraz da milli takım kariyerinizden bahseder misiniz?

1971, 1973 ve 1975 yıllarında Avrupa Basketbol Şampiyonası'na katılan Türk milli takımını idare ettim ve bu takımla 1973'te Barcelona’da düzenlenen Avrupa Şampiyonası’nda İsrail’i yenerek Avrupa sekizinciliğine ulaştık. Bu sonuç 1951’deki altıncılıktan 1997'deki sekizinciliğe dek milli takımın 46 senede ulaştığı en iyi derece oldu.

Yani özetle hem oyunculuk yaşamında, hem antrenörlük yaşamında bir çok şampiyonluk, kupa, madalya ve başarı elde ettim. Geriye dönüp baktığımda bana mutluluk veren dolu dolu yaşanmış, başarılı bir kariyere sahibim.

Batur Abi, antrenörlük kariyerinizde en unutumadığınız anılarınız hangileri?

Tabii çok unutulmaz anılar var ama bunların en başında Eczacıbaşı’nda yaşadığım günler ve elde ettiğimiz şampiyonluklar geliyor. Herkesin, basketbol camiasındaki en yakın arkadaşlarımın bile burun kıvırdığı “küme düşersin” dediği bir ekiple şampiyon olmak, o genç çocukların verdikleri mücadeleyi görmek ve onların başında yer almak gerçekten unutulmazdı.

Şöyle geriye dönüp baktığımda benim talebem olmuş bir çok önemli isim var. Basketbol Federasyonu Başkanı Turgay Demirel’den tutun da A Milli Takımımızın antrenörü Orhun Ene’ye, milli takım menajeri Harun Erdenay’dan, federasyon dış ilişkiler sorumlusu Emir Turam’a, Doğan Hakyemez’den, Aydın Örs’e kadar ve daha bir çok yıldıza kulüp takımlarında ve milli takımlarda antrenörlük yaptım. Bu isimlerle birlikte çalışmak da benim için unutulmazdır. Bu arada bir baba-oğul’a, Kemal Erdenay ve Harun Erdenay’a hem kulüp takımında hem de milli takımda antrenörlük yapmış olmam da enteresan bir detaydır kariyerimden.

Günümüzde basketbol antrenörleri artık 70’li yaşlarında bile antrenörlük yapıyor. Siz erken sayılabilecek bir yaşta antrenörlüğü bıraktınız. Aradan geçen yaklaşık 20 yılda hiçbir takım çalıştırmayı düşünmediniz mi?

Tabii ki insan zaman zaman o arzuyu duyuyor ama gerçekleri de kabul etmek lazım. Ben artık danışman olarak, deneyimlerimi aktarmayı tercih ediyorum. Eğitim seminerlerinde de söylediğim bir şey var. Benim yazıp çizerek anlatacağım her şey zaten kitaplarda var. Ama benim deneyimlerimden istifade edebilirsiniz. Bunun için de karşılıklı oturup iletişim kurmak gerek. Ama maalesef bizim insanımız konuşmaktan imtina ediyor. Hala bana gelip set hücumları soruyorlar! Dediğim gibi ben artık taktik tahtasını elime alarak değil, deneyimlerimi aktararak basketbola hizmet etmeye çalışıyorum.

Son yıllarda sizi kadın basketbolu maçlarında yorumcu olarak görüyoruz. Kadın basketbolumuzun gelişimi ve durumu hakkında neler söylersiniz?

Kadın basketbolu hakikaten ülkemizde son yıllarda büyük gelişim kaydetti. Eskiden antrenörlük yaparken oyuncularım kötü oynadığı veya yeterince çaba göstermediklerini gördüğüm zaman “kız gibi oynamayın!” diye kızardım. Ama şu anda antrenör olsam “kız gibi oynayın!” derim çünkü gerçekten kasın basketbolunda mücadelenin, sertliğin, savaşmanın dozajı en üst düzeyde. Gerçekten iftihar edilmesi gereken bir nokta. Fenerbahçe ve Galatasaray’ın yaptığı yatırımlar sayesinde Türkiye Kadınlar Basketbol Ligi, belki de Avrupa’nın en iyi ligi haline geldi. WNBA yıldızlarının ikinci adresi artık Türkiye oldu. Ancak beni endişelendiren şey başarıların odağında yabancı oyuncuların olması. Türk oyuncu sayısında ciddi sıkıntılar var. 2014 Kadınlar Dünya Basketbol Şampiyonası’na ev sahipliği yapacağız. Bu büyük bir başarı. Ama şu anda bakıyorum Nevriye Yılmaz dışında yetişen bir pivotumuz yok. 2014’te Nevriye oynar mı bilemiyorum. Oynamak istediğini vurguluyor, oynar da inşallah fakat onun arkasından oluşacak boşluğu dolduracak ikinci bir isim maalesef yok. Alternatif olarak ne yapabilirsiniz? Oyuncu devşirme yoluna gidebilirsiniz. Tamam bunu da yapabilirsiniz ama bunlar hep geçici çözüm. Ayrıca iyi bir şutör 3 numara eksiğimiz de var. Yani aslında kadın basketbolumuzda eksiğimiz çok. Dünya Şampiyonası’nı düzenleyecek olmamızın hem pozitif hem de negatif yanları olabilir. Böyle bir turnuvada Türk seyircisi ancak takım başarılıysa izlemeye gelir. Yoksa yurtdışından gelecek 300-500 seyirciye oynarsınız sadece. Bu da böylesine önemli bir organizasyona gölge düşürür. O yüzden 2014’e mutlaka çok iyi bir takım hazırlamamız lazım. Şimdi yabancı oyuncu sayısında bir indirime gidilecek. Bunun Türk oyuncular açısından olumlu olacağını düşünüyorum.

2014 Dünya Şampiyonası öncesinde ligden düşmenin kaldırılmasını önerdiniz. Neden?

Basketbolun hem erkeklerde hem kadınlarda Anadolu’ya yayılmasını arzuluyorum. Basketbolun daha yaygın bir spor haline gelmesini istiyorum. Kadınlarda da bunu yapabilmek için takım sayısını arttırmak gerekir. Önemli Avrupa liglerinde takım sayısı 14. Bizde ise hala 12. Bu yıl Burhaniye Belediye ve Alanya Belediyesi ligden düştü. Eğer bu iki takım yatırımlarını sürdürecekse bu takımları ligde tutup, 2.ligden gelecek takımlarla birlikte 14 takımlı bir lig yapısı oluşturulabilir.

2014’te sizce hedef ne olmalı?

Eğer ilk 8’e girersek bence çok büyük bir başarı olur. Avustralya, ABD, Çin, Kanada, Brezilya, Rusya, İspanya, Fransa gibi önemli milli takımların arasına girebilirsek bence önemli bir başarı olur. Ama tabii gönül elbette şampiyon olmamızdan yana.

Antrenörlerimize ne gibi tavsiyeleriniz olacak?

Artık basketbolun şartları çok değişti. Ben televizyonda yorum yaptığım için mesela her şeyi günü gününe takip etmeye çalışıyorum. Bunun da sebebi hitap ettiğim insalara doğru bilgileri verebilmek. Çünkü basketbolda her geçen gün bir çok yenilik oluyor. Antrenörlerimizin de bu yenilikleri takip etmeleri gerekiyor. Basketbol bir detay oyunu. Her şeyi çocuklarımıza doğru öğretmek zorundayız. Çocuklarımız artık bizim gibi basketbolu görmeden öğrenmiyor. NBA’i, Euroleague’i, Türkiye Ligi’ni izliyorlar. Dolayısıyla bugün küçük bir çocuğu bile “şu hareketi şöyle yap oğlum” diye kandıramazsınız. Dünyanın en iyi oyuncularını izleyerek büyüyorlar. O yüzden antrenörlerimizin de basketbolun temel tekniklerini iyi bilmesi lazım. Ama maalesef bu konuda bir çok antrenörümüzün ciddi eksiklikleri var. Bugün benim gördüğüm kadarıyla modern basketbolda iyi savunma her şeyden önemli. Bu savunmalara karşı da hücum edecek oyuncuların temel tekniklerini çok iyi geliştirmek lazım. Bunun için de antrenörlerin önce bunları çok iyi bilmesi lazım.

Antrenörlerimizin birbirleriyle iyi iletişim kurması lazım ve daha da önemlisi birbirilerinin ayağını kaydırmaya çalışmamaları lazım. Yani, “o giderse, ben gelirim” anlayışından uzaklaşmalılar. Maalesef Türkiye’de bunu hala çok sık görüyoruz. İyi olanı idareciler zaten bulur ve işin başına getirir. Bir de oyunculara sahip çıkmasınlar. “X’i ben yetiştirdim, Y benim sayemde oyuncu oldu” gibi söylemlere görmesinler. Oyuncunun zaten kabiliyeti varsa elbet parlar. Sen sadece oyuncunun yetişmesinde bir vasıtasın. Ha elbette oyuncunun başarısıyla iftihar edersin ama bunu sahiplenme boyutuna getirmemek lazım.

Batur Abi, bu güzel sohbet için çok teşekkür ederiz.

Ben teşekkür ederim.

 

Röportaj: Tuğba Dondurmacı Aktaş

Anahtar Kelimeler

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Erdem Can,Basket dergisi.com' a açıklamalarda...
Siz yabancıların gelişine belli kısıtlamalar getirirseniz, takımlar da çok kaliteli yabancılar almak durumunda...

Haberi Oku