Cousy Arşivleri #1: Taktikten Önce Karakter
Basketbolun efsanevi isimlerinden Bob Cousy ile Frank G. Power Jr.’ın 1970 yılında kaleme aldığı ve basketbolun teknik ABC’sinin yanı sıra antrenörlük mesleğinin etik kodları ile sosyal temellerini ele alan eserin orijinal baskısından hareketle, üyemiz Ahmet Can Solmaz tarafından derlenen “Coaching Fundamentals” özeti, geçmişten günümüze ilkelerin ve insan faktörünün değişmezliğini açıkça ortaya koyuyor.
Keyifli Okumalar
Bob Cousy’nin, kütüphanemde yer alan Basketball: Concepts and Techniques kitabının kapağını kaldırdığımda, beni karmaşık set çizimlerinden önce çok daha hayati bir bölüm karşıladı: “The Coach”
Genellikle basketbol kitaplarını elimize aldığımızda hemen X ve O’ların, setlerin veyahut drillerin olduğu sayfalar ile karşılaşırız. Ancak “Hardwood’un Houdini’si”, teknik detaylara girmeden önce “durmamızı” istiyor. Çünkü ona göre koçluk, sahada beş kişiyi yönetmekten ibaret teknik bir iş değil; bir öğretmenlik, liderlik ve de karakter sınavı.
Modern basketbolda veri analitiği ve set geometrisi konuşurken bazen işin özünü, yani “insan yönetimini” ıskalayabiliyoruz. Bu yeni yazı dizisi “Cousy Arşivleri”ne, 1970 yılından bugüne ışık tutan; zamanın eskitemediği o koçluk felsefesiyle başlıyoruz.
İşte Bob Cousy’nin kaleminden, iyi bir koçun görünmeyen portresi.

1. Çok Yönlü Bir Rol Model
Satırlarına koçluğun asla “kolay” bir iş olmadığını hatırlatarak başlıyor. Tribünlerin, skor tabelasının ve kazanma zorunluluğunun yarattığı baskı ise buzdağının sadece görünen kısmı.
Ona göre bir koç, aynı anda birçok şapkayı takabilmelidir:
“Bir koç aynı anda hem öğretmen, hem lider, hem baba figürü, hem psikolog hem de bir aile babası olmak zorundadır.”
Bu rollerin getirdiği sorumluluk ağırdır. Koç sadece takımına karşı değil; basketbolun kendisine, rakiplere, hakemlere ve temsil ettiği topluma karşı da sorumludur.
2. İyi Bir Koçun Karakteristik Özellikleri
Oyuncuların gelişim çağında (formative years) koç, onların üzerindeki “birincil etki”dir. Bu yüzden Cousy, teknik bilgiden önce karakter özelliklerini şart koşar:
- Kültür ve İlke: Koç, yüksek ideallere sahip, eğitimli ve kültürlü bir beyefendi olmalıdır.
- Duygusal Denge: Ciddi ve işine odaklı olmalı, ancak her zaman dengeli (even-tempered) kalabilmelidir. Otoriteyi inatçılıkla değil, samimiyet ve kararlılıkla sağlamalıdır.
3. Önce Öğretmen, Sonra Koç
Benim de üzerine sıkça düştüğüm pedagoji konusuna Cousy 1970’te parmak basıyor. Özellikle lise ve kolej seviyesinde, “koçluk” (maçı yönetmek) vasfından önce “öğretmenlik” (eğitmek) vasfı gelir.
Saha, aslında sınıfın bir uzantısıdır. Cousy burada net bir ayrım yapar: İyi bir koç olmak için efsanevi bir oyuncu geçmişine sahip olmanız gerekmez.
“Birçok büyük koç aslında vasat oyunculardı ve birçok büyük oyuncu da kötü koç oldu.”
Asıl yetenek top sürmek değil; oyuna zihinsel olarak uyumlanabilmek (mentally attuned) ve bilgiyi aktarabilmektir.
4. “Mesai Saati” Yoktur (The Clock Watcher)
Kitabın belki de günümüz profesyonelleri için en çarpıcı tespiti burada yatıyor: “Bir koçun saati kontrol eden (clock watcher) biri olması imkansızdır.”
Koçluk, mesai saatleri 9-5 olan bir iş değildir. Yılın 12 ayı, tam zamanlı bir adanmışlık ister. Eğer bir koç tamamen takıma adanmamışsa, oyuncular bunu hemen hisseder.
- Cousy’den Bir Anı: Kitapta, bir takım kaptanının koçuna duyduğu güveni şöyle anlattığı bir örnek veriliyor: “Koçun tamamen takıma odaklandığını biliyordum, çünkü antrenman saati içinde çalan telefonlara asla cevap vermezdi.”
5. Ödül Parada Değil, Maneviyattadır
Koç, bu mesleğin finansal getirisinin (financial gain) her zaman ikincil planda olduğunu hatırlatır. ( Türkiye için parametreler tamamen farklı bence. ) Bir koçun asıl ödülü içseldir (intrinsic).
- Yeni insanlarla tanışmak,
- Oyuncuların sadakati,
- Meslektaşların dostluğu… Bunlar, skor tabelasındaki rakamlardan daha kalıcı madalyalardır.
6. Cesaret ve Karar Alma
Son olarak, “sağduyulu cesaret” (courage to act) kavramına değinilir. Bilgiye sahip olmak yetmez, o bilgiyi aksiyona dökecek kararlılık gerekir.
Kriz anında tereddüt etmek, bir koçun en büyük düşmanıdır. Koç, içgüdülerine ve birikimine güvenerek o anlık kararı (snap decision) vermelidir. Sürekli kendini sorgulamak (second-guessing), başarısızlığın reçetesidir.
Sonuç: Zaman Değişir, Öz Değişmez
Bob Cousy’nin bu notları, oyunun taktiksel evriminden bağımsız olarak, koçluğun temelindeki “insan” faktörünün hiç değişmediğini kanıtlıyor.
Bugün “Spacing” konuşuyoruz, “Pace and Space” konuşuyoruz, veri analitiği konuşuyoruz. Ancak oyuncunun gözünün içine bakıp o güveni vermek, antrenmanda telefonu bir kenara bırakıp “sadece buradayım” diyebilmek… İşte bu, hiçbir çağda değişmeyecek olan “Coaching Fundamentals” dır.
Merak etmeyin;
Cousy Arşivleri serisine bir sonraki yazıda, bu felsefenin sahaya yansıdığı teknik çizimler ve “Oyunun Alfabesi” ile devam edeceğiz.


